Euroleague, kalitesi seneler
geçtikçe artan bir organizasyon ve üstüne katan bir kuruluş ayrıca. Sponsorluk
anlaşmaları çok ciddi boyuta geldi ve ligin marka değeri de hatrı sayılır
derecede yükseldi. Avrupa basketbolunu takip edenler (benim gibi) eminim her
maçı izlerken zevk alabiliyorlardır. Takım scoutları da artık futbolcu
mantığıyla çalışmıyorlar gördüğüm kadarıyla.
Yani şöyle: Brezilyalı ortalama bir futbolcu ligimizde kral olur, müthiş bek olur, duvar gibi stoper olur.
Yani şöyle: Amerikalı basketbolcu ligimizde sayı kralı olur, fundamentalına bakmadan izlemeden alalım gitsin.
Artık lige gelen Amerikalılar da kariyer geçmişi ne kadar tatmin edici olmasa da gerçekten taraftarları ve izleyenleri tatmin eden bir basketbol ortaya koyuyorlar. Bildiğim kadarıyla Almanya ve Fransa’da uygulanan yüksek vergiden ötürü sporculara ödenen maaşlar da ACB, BSL, VTB, Lega A gibi liglere kıyasla biraz daha düşük. Baktığınız zaman takımınızda bi Brad Wanamaker’ı görmek istemez misiniz? Brose eminim bu oyuncudan inanılmaz yüksek bir bonservis alacak ve Andrea Trinchieri’nin müthiş oyuncu seçimine bırakarak Wanamaker-vari bir oyuncuyu daha 16-17 sezonunda kadrosuna dahil edecek. Yine yazıyorum takımınızda Khem Birch’i görmek istemez misiniz? Gerçi Khem Kanadalı ama olsun. Google’a Khem Birch yazınca ikinci seçenek ‘’Khem Birch salary’’. Uşak bu fırsatı inanılmaz iyi değerlendirmeli. Ellerinde resmen bir değer bulunuyor. Olympiacos’un devre arasında teklif götürdüğü Uşak’ın reddettiği de biliniyor ve önerilen teklif de yalan olmasın okuduğum yerde 1 milyon Dolar’dı. Bugüne bugün Kleiza’ya 3.3 milyon Euro ödemiş ülkeyiz lütfen.
Takımlar kadrolarını bu tip kaliteli yabancılarla daha da güçleştirerek Euroleague’i daha kaliteli kılmayı amaçlıyorlar. Nitekim FIBA’nın kurduğu lig de bu rekabeti daha da artıracaktır. Takımlar gerçek anlamda Euroleague’i ne kadar endüstriyelleşse de inanılmaz önemsiyor. Parayı veren düdüğü çalar fakat bunun öyle olmadığı zamanlar da mevcuttu. En çok kazanan takımlara bakalım: Real Madrid-CSKA-Maccabi-Pana. Sırasıyla en son kazandıkları seneler ise 2015-2016-2014-2011. Bu takımlardan sonra en çok kazanan takım ise Varese. En son şampiyonlukları? Tam 40 sene önce.
Kuzenim ben küçükken Feriköy’ün B takımında futbol oynuyordu ve sokakta top oynayan son nesil olarak ben de futbol aşığı biri olarak yetiştirildim. Kuzenimle beraber sürekli antrenmanlarını izlemeye giderdim. Anneme 6-7 yaşlarımdayken beni futbola yazdırması için ısrar etmiştim. Annem yollamadı ve ben annemle yaklaşık 1 ay civarı konuşmadığımı bilirim. Annem işi gereği İtalya’da sürekli bulunmuş bir kadın. Aynı zamanda İtalya aşığıdır. Az daha zorlasa babamın adı Fabrizio falan olabilirmiş o derece. Annemin bu İtalya sevdası yüzünden aslında futbola gönderilmedim. Nedenini de çok sonraları öğrendim. Sabahın köründe annem beni bir gün uyandırdı ve ‘’Hadi gidiyoruz hazırlan, şunları da giy lütfen’’ dedi. Sabah sersemliğiyle falan değil bildiğin sersemliğin sözlük haliyle şok olmuştum moronlaşmıştım. Yatağımın üzerinde kolsuz bir Beşiktaş forması, şortu ve basketbol ayakkabıları. E ben Galatasaraylıyım anne!
Benim itiraz edeceğimi bile bile nereye gittiğimizi söylemedi. Arabada son ses radyoyu açıp bağırmalarımı da kesmeyi başardı. Dikilitaş’a geldik ve kendimi bir anda parkede buldum. Buyrun:

Yıllar sonra dizimde oluşan sakatlıktan ötürü çok erken yaşta basketbolu bırakmak zorunda kaldım, basketbol da içimde ukde kaldı diyebilirim. Annem gerçekten olağandışı bir kadın. Her sene aynı gün bir sigara yakarak fotoğraf albümlerini açıp eskiyi yad eder. Ben de o anlardan birine tanıklık etmiş bulundum bir gün. Oynadığım maçların fotoğraflarına denk geldim ve o anda kafama dank etti eski muhabbetlerimiz:
-Anne sahi sen beni neden basketbola yollamıştın?
-Ooooo ben çalıştığım sıralar İtalya inanılmaz iyiydi basketbolda, ligi de öyle. Bir adam vardı ya hatta dalga geçerdik onunla Dino’muydu neydi adı. Abime de o sıralar Milano’nun formasını almıştım hatta.
(Şokları yaşıyordum ve o forma hala dayımda. Tracer Milano)
Annem sporsever bir kadın değildir. Cüneytleri Uğurları Simovicleri falan bilir. Efe Aydan’ı Aydan Siyavuş’u da bilir Spor Sergi Salonu’nda maça gitmişliği bile varmış ama sporla yatıp kalkan biri değildir. Onun bile etki alanına girmişse İtalya’nın basketbol başarısı, gerçekten sansasyon yaratmış bir olay olsa gerekti.
Yani şöyle: Brezilyalı ortalama bir futbolcu ligimizde kral olur, müthiş bek olur, duvar gibi stoper olur.
Yani şöyle: Amerikalı basketbolcu ligimizde sayı kralı olur, fundamentalına bakmadan izlemeden alalım gitsin.
Artık lige gelen Amerikalılar da kariyer geçmişi ne kadar tatmin edici olmasa da gerçekten taraftarları ve izleyenleri tatmin eden bir basketbol ortaya koyuyorlar. Bildiğim kadarıyla Almanya ve Fransa’da uygulanan yüksek vergiden ötürü sporculara ödenen maaşlar da ACB, BSL, VTB, Lega A gibi liglere kıyasla biraz daha düşük. Baktığınız zaman takımınızda bi Brad Wanamaker’ı görmek istemez misiniz? Brose eminim bu oyuncudan inanılmaz yüksek bir bonservis alacak ve Andrea Trinchieri’nin müthiş oyuncu seçimine bırakarak Wanamaker-vari bir oyuncuyu daha 16-17 sezonunda kadrosuna dahil edecek. Yine yazıyorum takımınızda Khem Birch’i görmek istemez misiniz? Gerçi Khem Kanadalı ama olsun. Google’a Khem Birch yazınca ikinci seçenek ‘’Khem Birch salary’’. Uşak bu fırsatı inanılmaz iyi değerlendirmeli. Ellerinde resmen bir değer bulunuyor. Olympiacos’un devre arasında teklif götürdüğü Uşak’ın reddettiği de biliniyor ve önerilen teklif de yalan olmasın okuduğum yerde 1 milyon Dolar’dı. Bugüne bugün Kleiza’ya 3.3 milyon Euro ödemiş ülkeyiz lütfen.
Takımlar kadrolarını bu tip kaliteli yabancılarla daha da güçleştirerek Euroleague’i daha kaliteli kılmayı amaçlıyorlar. Nitekim FIBA’nın kurduğu lig de bu rekabeti daha da artıracaktır. Takımlar gerçek anlamda Euroleague’i ne kadar endüstriyelleşse de inanılmaz önemsiyor. Parayı veren düdüğü çalar fakat bunun öyle olmadığı zamanlar da mevcuttu. En çok kazanan takımlara bakalım: Real Madrid-CSKA-Maccabi-Pana. Sırasıyla en son kazandıkları seneler ise 2015-2016-2014-2011. Bu takımlardan sonra en çok kazanan takım ise Varese. En son şampiyonlukları? Tam 40 sene önce.
Kuzenim ben küçükken Feriköy’ün B takımında futbol oynuyordu ve sokakta top oynayan son nesil olarak ben de futbol aşığı biri olarak yetiştirildim. Kuzenimle beraber sürekli antrenmanlarını izlemeye giderdim. Anneme 6-7 yaşlarımdayken beni futbola yazdırması için ısrar etmiştim. Annem yollamadı ve ben annemle yaklaşık 1 ay civarı konuşmadığımı bilirim. Annem işi gereği İtalya’da sürekli bulunmuş bir kadın. Aynı zamanda İtalya aşığıdır. Az daha zorlasa babamın adı Fabrizio falan olabilirmiş o derece. Annemin bu İtalya sevdası yüzünden aslında futbola gönderilmedim. Nedenini de çok sonraları öğrendim. Sabahın köründe annem beni bir gün uyandırdı ve ‘’Hadi gidiyoruz hazırlan, şunları da giy lütfen’’ dedi. Sabah sersemliğiyle falan değil bildiğin sersemliğin sözlük haliyle şok olmuştum moronlaşmıştım. Yatağımın üzerinde kolsuz bir Beşiktaş forması, şortu ve basketbol ayakkabıları. E ben Galatasaraylıyım anne!
Benim itiraz edeceğimi bile bile nereye gittiğimizi söylemedi. Arabada son ses radyoyu açıp bağırmalarımı da kesmeyi başardı. Dikilitaş’a geldik ve kendimi bir anda parkede buldum. Buyrun:

Yıllar sonra dizimde oluşan sakatlıktan ötürü çok erken yaşta basketbolu bırakmak zorunda kaldım, basketbol da içimde ukde kaldı diyebilirim. Annem gerçekten olağandışı bir kadın. Her sene aynı gün bir sigara yakarak fotoğraf albümlerini açıp eskiyi yad eder. Ben de o anlardan birine tanıklık etmiş bulundum bir gün. Oynadığım maçların fotoğraflarına denk geldim ve o anda kafama dank etti eski muhabbetlerimiz:
-Anne sahi sen beni neden basketbola yollamıştın?
-Ooooo ben çalıştığım sıralar İtalya inanılmaz iyiydi basketbolda, ligi de öyle. Bir adam vardı ya hatta dalga geçerdik onunla Dino’muydu neydi adı. Abime de o sıralar Milano’nun formasını almıştım hatta.
(Şokları yaşıyordum ve o forma hala dayımda. Tracer Milano)
Annem sporsever bir kadın değildir. Cüneytleri Uğurları Simovicleri falan bilir. Efe Aydan’ı Aydan Siyavuş’u da bilir Spor Sergi Salonu’nda maça gitmişliği bile varmış ama sporla yatıp kalkan biri değildir. Onun bile etki alanına girmişse İtalya’nın basketbol başarısı, gerçekten sansasyon yaratmış bir olay olsa gerekti.
İtalyanca gerçekten süper bir dil. Herkes kısaca basketbolu ‘basket-basquet’ tarzı kelimelerle ifade ederken şunu söylerken bile bir artistlik havası yok mu hocam! PALLACANESTRO!
FIBA’nın bu yıl ilk kez düzenlediği Eurochallenge’in yerini alan FIBA Europe Cup’ı Frankfurt Skyliners kazandı. Finalist de Openjobmetis Varese’ydi. Bu, Varese’nin 31 sene sonraki en büyük Avrupa çaplı başarısıydı. 84-85 senesinde Korac Kupası finalinde Milano’ya yenildiler. O da ikincilikti bu da.

Varese’yi yaşatma derneği kurulsa, sanırım bütün İtalya –başbakan Sergio Mattarella dahil- destek çıkar. Ama İtalya basketbolu üzerine gelen kara bulutlar henüz dağılmış değil. (Kanımca futbolda da Hollanda bu hali alacak) Oyuncu açlığından mıdır, yaşanan ekonomik sıkıntılar mıdır, sponsorların yeterli destek verememesi midir inanın bilemedim. Bir kulüp düşünün. Avrupa çapında düzenlenen bir organizasyonda 10 sene final oynuyor. 10 SENE. Final-Four’a kalıp üçüncü veya dördüncülük de değil. 10 final 5 şampiyonluk 5 ikincilik. Buna en çok yaklaşan takımsa tarihin en başarılı basketbol kulüplerinden olan CSKA.
La Ignis Varese
Endüstri devi Milanolu Giovanni Borghi’nin takımın başkanlığını devralmasıyla beraber 1956 sezonundan itibaren takımın ismi, Borghi’nin kendi şirketi olan ev aletleri üreticisi Ignis’in adını aldı ve Ignis Varese olarak nam salmaya başladı. Takımın renkleri kırmızı beyazdan sarı lacivert oldu.
Bozidar Maljkovic, Zeljko Obradovic gibi koçların ‘’baba’’ olarak gördüğü, Yugoslav Basketbol Ekolü’nü oluşturan profesör Aca Nikolic’in önderliğinde kurulan takım atletik 4 numara Rich Jones, Manuel Raga, Dino Meneghin kemik üçlüsüyle adeta rakip takım savunmalarını yerle bir ediyorlardı. Profesör Aca’nın basketbol zekasıyla da harmanlanınca finalde Sergei Belov’u bile devirebilirsiniz. Altın Çağ, Saraybosna’da oynanan final maçıyla başladı ve Varese, 12. senesine giren bu organizasyonda 3 kez mutlu sona ulaşmış son şampiyon CSKA’yı 79-74 mağlup ederek İtalya’ya Milano’dan sonra ikinci kez Euroleague şampiyonluk sevinci yaşattı. Bunun yanı sıra lig ve İtalya Kupası’nda da mutlu sona ulaşan ekip tarihlerindeki ilk Triple Crown’u gerçekleştirdi. Bunun yanına Kıtalararası Kupayı da müzelerine götürerek sezonu tam 4 kupayla kapattı.
CSKA’yla başlayacak olan rekabetin fitili bu sene başladı ve bu iki takım farklı ülkelerde olmasına karşın ezeli rakip haline geldiler. Ertesi sezon da finalde Rus temsilcisiyle karşılaşan Varese bu sefer Belov’a boyun eğdi ve finalde kaybetti. Takıma sadece 1 sezonluk dahil olan John Fultz’ın 22 sayısı Varese’ye yetmedi. Varese bu dönemlerde de İtalya Ligi’nde Milano’yla kapışıyordu. Şampiyonlukları paylaşıyorlardı desek yeridir.

72 sezonunda kaldığı yerden devam eden Varse bu kez finalde Türk hakem Hüsamettin Topuzoğlu’nun yönettiği maçta Tel-Aviv’de ileride Yugoslavya ekolü olacak olan takım Jugoplastika Split’i 1 sayı farkla geçerek 2. kez kupaya uzandı. Dino Meneghin maçın adamı seçildi. Ligde şampiyonluk Milano’ya kaptırılmıştı bu sene.
72-73 sezonunda kadroya dahil olan ve takımda kaldığı 8 sezonda tam 6 kez sayı kralı olan Bob Morse takıma inanılmaz katkı sağladı. Fakat şöyle bir sorun ortaya çıktı. İtalya Ligi’nde takımınızda yalnızca 1 yabancı bulundurma hakkınız vardı ve takımda tek yabancı isim Manuel Raga’ydı. Nikolic tercihini yeni transfer Morse’dan yana kullandı. Öyle bir baskı altına girmişti ki Bob Morse ilk 6 şutunu kaçırınca Palasport Lino Oldrini’de herkes Raga’nın tezahüratını yapmaya başladı. Daha sonraki dakikalarda 10/10 yaptı Morse cevap olarak. Raga takımda kalmaya devam etti sadece ligde statü gereği oynayamadı. Bu sorunun da çözülmesiyle her şey deyim yerindeyse ‘’tıkırında gitti’’. Muhteşem bir sezon daha geçiren Varese tarihlerindeki ikinci, Avrupa tarihindeki üçüncü Triple Crown’u gerçekleştirerek hem lig hem yerel kupa hem de Avrupa Kupasını müzesine götürme başarısı gösterdi. 69-70 Nikolic’in ilk geldiği sezondan sonra bunu ikinci kez başardılar. Avrupa Kupası finalinde yine CSKA’yla karşılaşan takım Sergei Belov’un 34 sayısına karşılık olarak, Raga’nın 24 Morse’un 16 ve Meneghin’in 12 sayısıyla cevap vermesiyle kupayı üçüncü kez müzesine götürme başarısı sağladılar. Tıpkı 69-70 sezonundaki gibi Kıtalararası Kupayı da müzelerine götürerek ikinci kez Quadruple Crown’la kapattılar.(Böyle bir terim sanırım yok)
Sezon sonunda Profesör takımdan ayrıldı ve Kızılyıldız’ın yolunu tuttu. Geçirdiği 4 sezonda 3 İtalya Ligi, 3 İtalya Kupası, 3 Euroleague, 2 Kıtalararası Kupası kazanarak İtalya’ya 1 senelik veda etti. Varese’yle 84 maçta sadece 8 mağlubiyet alarak istatistikleri alt üst etti.

Nikolic’in basketbol dehasıyla oluşturduğu takım aynı ayarda yürümeye devam etti. Milano’nun efsane oyuncusu 13 sezonda 10 kez şampiyonluk yaşamış Sandro Gamba takımın başına getirildi. 74 senesinden itibaren takımın başlıca rakibi CSKA yerine Real Madrid olacaktı. Nantes’da oynanan Euroleague finalinde takım 2 sayı farkla kaybetti. Real’in şampiyon kadrosunda Wayne Babender’ın yanı sıra eski Minnesotalı NBA oyuncusu Wally Szczerbiak’ın babası Walter da bulunuyordu. Meneghin’in 25, Morse’un 24, Raga’nın 17 sayısı Real’i durdurmadı. Ligi şampiyonlukla tamamlayan takım İtalya Kupası’nı artık tabiri caizse ‘’sallamamaya’’ başladı. Nitekim geçen sezondan sonra takım İtalya Kupası’nı kazanamadı. Sezon sonunda takımın skorerlerinden Manuel Raga Lugano’ya transfer oldu.

Ertesi sezon iki takım yine karşılaşacaktı ama Antwerp Varese için kötü anı bırakan bir şehirdi. Madrid maça favori başladı nedeni ise Dino Meneghin’in elinin sakatlığından ötürü oynayamamasıydı. Varese bu eksikliğe rağmen sahadan 79-66’lık gibi farklı bir skorla galip ayrıldı. Bob Morse eksiklere aldırmadan 40 dakikada da sahada kaldı ve 12/19’luk bir isabet oranı tutturarak maçı 29 sayıyla tamamladı bunun üstüne savunmada da center rolünü üstlenerek 14 ribaunt aldı. Kariyerinin en parlak performanslarından birini sergilemişti.
Ligde ise ünvan Cantu’ya kaptırılmıştı.
75-76 sezonunda üçüncü kez arka arkaya iki takım yine finalde karşılaştı. Bob Morse aradan koca bir senenin geçmesine aldırmadan final maçlarında gösterdiği performansın birebir aynısını bu maçta da göstererek Varese’yi 5. ve son kez kupaya ulaştırdı. 19 sayı 13 ribaund. Bu sefer kadroda Meneghin de vardı.
78-79 sezonuna kadar Euroleague’de arka arkaya final oynayan takım çıktığı 3 final maçını da kaybederek 10 sezonda 5 kez şampiyon 5 kez de ikinci oldu. Hatta son final maçında da Bogdan Tanjevic’in çalıştırdığı KK Bosna’ya 96-93 mağlup oldular ve o maçta Bosna adına 45 sayı atan Zarko Varajic, hala bir final maçında en çok sayı atma rekorunun sahibi. Yugoslavya’nın ve Bosna Hersek’in yetiştirdiği en yetenekli basketbolculardan biri olan 2001 yılında alkole yenik düşüp hayatını kaybeden Mirza Delibasic de bu finalden sonra Real Madrid’e transfer olmuştu.
Real Madrid’ Türk basketbolseverlerin yakında tanıyacağı Nihat İziç de Bosna kadrosunun bir parçasıydı. Şu sıralar Bayern Munich’i çalıştıran efsane oyuncu-koç Svetislav Pesic’le beraber.

Altından öte bir çağ yaşayan Varese’nin düşüşü de bir hayli sert oldu. 81 senesinde Borghi ailesinin şehri terk etti ve sponsorluklarını çekerek takımla ilişiğini kesti. Borghi ailesinin şirketleri olan Ignis ve Emerson firmalarının yerine gelenler kulübe sadece isim açısından sponsor desteği sağlamış olacaklar ki kulüp nitelikli basketbolcu bulmakta sıkıntı yaşıyordu ve rakipleri Bologna, Cantu, Pesaro ve Milano kaliteli oyuncuları kadrolarına katıp şampiyonluklar elde edeceklerdi.

İlerleyen senelerde Euroleague’e hiç katılamadı ve İtalya adına bayrağı Milano’yla Cantu’ya devretmiş oldu. Ligde de durum hiç iç açıcı değildi. Ligde ortalama olarak pozisyonu 6. veya 7. olarak değişkenlik gösterdi. Play-off’da takımın en büyük neticesi ise çeyrek finaldi. Yarı finali bile göremediler 80’lerde. 86-87 ve 87-88’de sadece yarı final oynayıp birinde Pesaro öbüründe de Milano tarafından süpürüldüler. 90 sezonunda Scavolini Pesaro’yla bu sefer lig yarışı içindeydiler ve ligi ikinci bitirdiler fakat finalde 3-2’yle şampiyon olan ekip Pesaro olmuştu. 91 sezonunda ise takım yaklaşık 21 yıl aradan sonra ilk kez play-off’a bile kalamadı. Ertesi sezon ise küme düştüler. 3 sezon A2’de oynadıktan sonra lige dönen takım 98-99 sezonunda İtalya milli takımını da Carlo Recalcati yönetiminde 21 yıl sonra ligde 10. kez şampiyonluğa ulaştılar.
Sponsorların yeterli ilgiyi göstermemesi, kulübün oyuncu alacak kadar yeterli kaynağının olmaması, İtalya basketbolunun düşüşte olması gibi nedenlerden ötürü bilinen adıyla Ignis Varese eski günlerini mumla arayıp yad ediyor.